tanrının eli
Dışarıda hüzünlü bir yağmur yağıyor… Sel sele karışmış; yağmur bereketine inat ölüm ve yıkım taşır olmuş dört bir yana… Uzak şehirlerin, yakın evlerine ateş düşmüş… Eylül ayı gözyaşı taşımış yüreklere… Ağlamaya yatmış gökyüzü sanki… Ortalık kül rengine dönmüş… Evler, arabalar, ağaçlar, kaldırımlar karışmış birbirine… İnsanlar çaresizce savrulmuş, canlar karışmış sele… Doğa, insanlara ateş püskürmekte… Gözyaşı, çaresizlik, umut ve korku dolu bekleyişler, göğe açılan ellere karışmış adeta…
Şiddetini artıran her şey; yıkım mı taşıyacak ülkeme… Yazı tura mı atar olmuş insanlık… Bilim yerlerde sürünmekte, kirlenmekte… İçimde bir hüzün ve öfke var nedense… Beynimin kıvrımları allak bullak adeta… Öfke toplanmış parmak uçlarıma… Dudaklarım yanmakta… Gözlerim kan çanağına dönmekte… Gece uzun, gece sessiz, doğa acımasız… Dışarıda hüzünlü bir yağmur yağmakta…
Zihnim yıllar öncesine uzanıyor nedense… Bir kaçış mı; bilmiyorum… Bir çözümleme mi; olabilir… İlgilenmiyorum…
1986 yılına gidiyorum… Saha tıklım tıklım… Bayram yerini andıran görüntüler canlanıyor usumda… Ortaklık duygusunun en yoğun yaşandığı, herkesin kendi ülkesi adına tek yürek olduğu anlar… Futbolun kitleleri uyutan bir uğraş olduğunu yazan sol söylemlere inat; gönüller bir, kenetlenmiş her şey birbirine… Yürekler ortak atar olmuş…
Gününü hatırlamıyorum… Önemi de yok ayrıca… Selin aldığı canlar zihnimi çıkardı ya yolculuğa beni… Dünya kupası çeyrek final maçındayım işte… Maç; İngiltere ve Arjantin arasında oynanmakta… İngiltere’nin gölü ile yenik durama düşen Arjantin, Maradona’nın attığı iki golle yeniyordu İngiltere yi ve finale uzanıyordu… Şampiyonluk, kaderlerine yazılmış gibiydi…
Yirmili yaşları yeni bitirmiş bir gençtim o sıralar… Sorgulamalarımın da en yoğun günleriydi… Maradona bir insana uzak beceriyle topu kendi sahasından alıyor, tüm rakiplerini birer birer çalımlıyor ve ilk golünü atıyordu… Uzun yıllar unutamadım o anları… Sahada sanki insanüstü biri var gibiydi… Bir ışık eşlik ediyor olmalıydı kendisine… Sanki, tüm hareketleri yaklaşan bir mucizenin habercisiydiler… Yıllarca unutulmayacak, unutamadığım an yaklaşmaktaydı… Tam her şey bitti derken ikinci gol geliyordu… Elle atmıştı golü Maradona… Sahadaki herkes, televizyonlarının başındakiler görmüştü golün elle atıldığını… Ama hakem görmemişti işte… Daha sonra Maradona o el için”Tanrının eli” diyecekti…
Tanrı kavramını sorguladığım anlara denk gelmişti nedense… Bu söz beni çok etkileyecek, yıllar sonra bu ses yeniden kapısını aralayacaktı bana… Tanrı insansal özelliklerde miydi… Yoksa Tanrı tüm özelliklerini insana mı vermişti acaba… Sonucunu bildiği bir oyunun sonuçlanmasına yardım mı ediyordu… Her şeyi bilen ve gören tanrı… Geleceği görüyor, biliyor ve Arjantin’in şampiyon olmasına yol mu açıyordu… Maradona; böyle mi düşünerek söylemişti o sözleri ki…
Dışarıda hüzünlü bir yağmur yağıyor… Yağmur tanecikleri bir yerlere tanrının elinin öfkesini taşıyor olmalı… Hava külrengi…
Alacakaranlık bir gece, yağmur şiddetini artırmakta…Sabah yaklaşmakta… uyumak için odama gittiğimde; bir el beni sessizce kaldırıyordu yatağımdan… Beynim devre dışıydı, sanki her şey durmuştu da sadece ben yürüyor gibiydim… İtiliyordum desem daha mı doğru olur acaba… Bilmiyorum… Bilgisayarımı açtığımı hatırlıyorum… Bir ileti tüm sıcaklığı ile duruyordu karşımda… ‘’Oturduğum pencerenin önünde balkon var. Hemen önünde elektrik direği ve ışığından süzülen çılgın yağmur taneleri… Koşuyorlar olanca hızlarıyla toprağa doğru… Sana olan susuzluğum gibi, seni beklediğim gibi bekliyor yağmuru toprak.”…yüreğimin çok hızlı attığını hatırlıyorum… Hiç görmediğim birinin sıcaklığı sarmıştı içimi… Ve dışarıda yağmur yağıyordu…
Günlerdir masamın üzerinde duran bilgisayarıma düşen bu satırlara baktım… Nerden geldiği belli olmayan satırlardı elbette… Benzer satırlar çok gelirdi bana… Kimisi beğenilerini yazar, kimileri eleştirirdi de… Hatta aşk satırları içeren yazılara da alışıktım… Ama hiçbir ileti bu denli etkilememişti beni…
Tanrı uzatmıştı elini işte… Satırların arasına sarmalanmış bir yüreği, yağmur taneciklerinin arasında gönderiyordu bana… Tanrının eli bulutları çiziyordu işte…Şimdi anlıyorum…
Zor günler yaşadım bu aralar… Yağmurun can aldığı gece ben canıma sokuldum…
Sarıldım oğluma… Bedeni sıcacıktı… Yürek atışlarını dinledim bir süre… Gözlerinin içi gülüyordu… Günlerdir solan gözlerinde iki ışık yanıverdi birden… Usulca; sessizce öptüm yanaklarından… Hani; yeni uykuya dalmış birini öpersiniz ya gecenin en kuytu anlarında… Onu uyandırmak istemezsiniz, usulca sokulursunuz ya yanına… Nefesini dinlersiniz ya bir süre… İşte öylece sokuldum yanına oğlumun… Öptüm; öptüm, kokladım… Dudaklarımda yayılan mutluluk sardı bedenimi… Gözlerimiz buluştu bir an… Saçlarını okşadım…”baba iyiyim dedi”sessizce… Mutluluktan uçuyordum sanki… Ellerimi sırtında gezdirdim bir süre… Hafif hafif kaşıdım sırtını… Küçükken en sevdiği şeydi sırtını kaşımam… Bir kedinin masumiyeti ile kıvrıldı vücudu adeta…”baba banyo yapmak istiyorum, küçükken yıkardın ya beni… Hadi bir kez daha yıka ” dedi…
Usulca çıkardım üzerindekileri… Gözlerim, bebekliğine gitti bir an… O tutmaya kıyamadığım narin elleri yoktu karşımda… Yetişkin bir insan vardı ve; çırılçıplaktı… Zaman ne kadar da değiştiriyordu insanı ve bizler yakalayamıyorduk zamanı… Çocuk her zaman çocuk kalıyordu gözümüzde… Oysa değildi işte…
Yağmur yağıyordu dışarıda ve hızla iyileşiyordu oğlum… Sabah olmuştu çoktan… Bilinmez sözcüklerde gizlenmiş el uzanacaktı bana… Tanrının eli diyecektim ona…