Antalya’da gece tükenirken,
Sarar evreni, toprağın ve denizin kokusu…
Sabahın perdesi , maviliklere açılır ,
Ortalığı martıların çığlıkları kaplar
Sular griden maviye bulanır…
Antalya , alaşağı edilmiş bir geceden çıkar,
Dudaklarında acı bir gülümsemeyle.
Güneyde sabah rüzgârları umuttur.
Önce dipten vuran bir dalga,
Sonra bir sessizlik ve bir ışık,
Bir anıdır şimdi dalgın uyuyan şehir.
Yeni umutlara, yeni sevgilere gebedir.
Akdeniz, yeni bir günün doğuşunu resimler.
Deniz, hafif hışırtılı, sahille kucaklaşır.
Günün ilk ışıkları Torosları ışıtır,
Kızlar sivrisi sonra Tunç dağı,
Tepeleri hafif bulutlu , yukardan bakarlar,
O an ulaşılmazın resmidirler.
Derken balıkçıların dönüşü,
Limanda balık pazarı,
Uzaktan süzülen bir yelkenli,
Uzun seferine hazırlanan bir gemi,
Ve evler arasında gölgelenen sokaklar,
Gözleri mahmur işe koyulan insanlar,
Yoğunlaşan sesler, atışmalar, kavgalar,
Arabalar, makinalar, otobüsler , kamyonlar,
Bir koşuşturmadır sarar her yanı.
Sabah yerini güne bırakır,
Sessizlikse yaşam kavgasına.
Denize kıyısı olan kara şehri,
Antalya’da sabah kısadır.
UkalaChat Sohbet Platformu Yenilenen Yüzüyle Sistemli Bir Şekilde büyümeye devam ediyor.Sitemiz Sohbet Hizmetleri saglamak amaçlı Sohbet Odalarından oluşmaktadır.Sitemiz Chat Odaları Seviyeli ve Saygılı bir ortama Sahiptir.Bu ortamı bozmaya çalışa kişiler İçimizde Barınamamaktadır.
Sitemizin Sohbet Programı UkalaChat Script'i Burdan indirip kullanabilrisiniz.
Çığlıklar atarsam özlemine,
Bakmak istersem gözlerine,
Hasret kalırsam ellerine,
İşte o zaman ben ağlarım.
Patlar sığmazsam şişelere,
İsyan edersem gecelere,
İsmini yazıyorsam pencerelere,
İşte o zaman ben ağlarım.
Özlemin yakarsa bağrımı,
Gurbet örerse ayrılık ağını,
Verseler de bana hasan dağını,
İşte o zaman ben ağlarım.
Sinemde kuşlar öter ne biçim,
Özledim seni o biçim,
Senden beni uzaklara atarsa geçim,
İşte o zaman ben ağlarım.
Sinende gezer umudumu saklarım,
Zülfünü içime çeke çeke koklarım,
Eğer ki! Dudaklarından ayrılırsa dudaklarım,
İşte o zaman ben ağlarım.
Hadi gel,
Yoksa kaybolacağım karanlıklar.
Belki sisli bir kış gecei,
Belki hüzünlü bir son bahar akşamında.
Cesedimi görecekler Çamurlar arasında.
Gelip sana haber verecekler şaşıracaksın.
Bir elinde silahı Bir elinde senin resmin vardı diyecekler inanmayacaksın.
Sonra kalkıp bana geleceksin
Cesedimi görecek taş kesileceksin
Senin İçin neler çektiğimi anlayacaksın
Tutup ellerimi Affet diyeceksin affet beni
Seni Çoktan affettiğimi Bilmeyecekin.
Eğilip sarılacaksın soğuk bedenime
İşte o an
Bir fısıltı dudaklarımda
Elveda sözü çınlayacak kulaklarında
Elveda BİRTANEM ELVEDA…!
Özgür mavinin tutsaklığında
Yaşam ışıltısı küçük bir dalgayım.
Masmavi gökyüzü ve deniz,
Bembeyaz bulutlar ve martılar,
Mavi beyaz bir rüyadayım.
Doğanın en saf ifadesiyim ben,
Güneş bile incitmeden geçer
Billur tenimden.
En sevdiğim oyun
Med-Cezir dir benim.
Oyun bozan dalgakıranları
Hiç sevmedim.
Bazen yarışırım dalgalarla
En önde varmak için karaya.
Sonra, oynarım çocuklarla,
Kurabilsinler diye yeniden
Kumdan kalelerini yıkarım.
En yakın dostlarım
Yunus balıkları
Onlar mavi yürekli barışın çocukları !.
Ah! Yoldaşlarım ,
Balinalar ve fok balıkları
Kapkara yürekliler öldürdüler onları !..
Bazen öfkelenirim böyle
Coşarım, taşarım,
Ben hep başına buyruk yaşarım.
Acıtmaz canımı , ne ağlar ne oltalar
Zıpkın yemiş bir balinanın gözyaşı kadar !.
Seviyorum
Bir sevgiliye bakar gibi
Bana sevgiyle bakanları.
Ölümsüzleştirip bu bakışı
Resmimi yapanları.
Seyrettiniz mi bir kumsaldan
Ufukta doğan güneşi,
Bulunmaz tabiatta
Bu tablonun bir eşi.
Ve saklarım her gece
Bir sır gibi içimde,batan güneşi .
Aslında gece , gündüzün ikiz kardeşi!.
Gün ışığı bir müjdedir yaşama
Her gecede bir sabah olduğunu
Müjdelemek için kainata .
Kim bilebilir benim kadar
Bir damlayı inci yapan gizemi.
Bilmeniz gereken sadece şudur :
Bu ne damlanın ne midyenin hüneri !.
Sadece inciler saklamaz
Denizin derinlikleri.
Ne zaman görsem akıtır gözyaşımı
Bitmemiş bir yolculuğun seyir defteri !.
Aslında deniz evrenin yüreğidir,
Deniz evrene sunulmuş
En büyük hazinedir.
Büyürken sordum kendime
Kaç kulaçta gidilir evrenin sonuna,
Yada binip bir deniz atına
Gitmeli mi dört nala ?
Dostluğu, liman fenerinin aydınlık gözlerinde
Heyecanı, Kolomp un sözlerinde
Umudu, karayı gören tayfanın yorgun sesinde
Hüznü, giden geminin ardından
Mendil sallayan sevgilinin yüzünde gördüm.
Deniz tuzunda buldum
Yaşamın tadını.
Ölüm meleği fırtına olup sallarken gemiyi
Genç kaptanın duasında işittim İsa’nın adını !.
Her fırtına bir şölendir;
Her fırtına hüzne gebedir.
Savrulmaktan yorulunca küçük bedenim
Zaman yorgunu sakin koylarda dinlenirim.
Dinlerim rüzgarın bestesini
Kimsesiz gecelerde.
Deniz bir beşik gibi sallarken beni
Yosunların kollarında
Bakarım gemilerin kılavuzu yıldızlara.
Ve her gece sarılıp uyurum
Bir deniz yıldızına.
Denize ait ne varsa ,
Işıltım da saklı.
Çok severim uçan balıklarla yarışmayı
Ve muson yağmurlarında ıslanmayı.
Evrenin yüreğinde
Küçük bir dalgayım,
Maviye aşık ,
Özgürlüğe tutsağım !..
Hani bulutlarla bana haber yollayacaktın,
Sen her yağmur damlasına bir kelime yazacak;
Ben de o damlaları avuçlarıma alıp,
Yazdığın mektubu okuyacaktım.
Kokunu çiçeklere iliştirip yollayacaktın hani?
Söz vermiştin….
Bülbüller sözlerini getirecekti bana
Dalgalar, vurup vurup hasretini solumayacak mıydı?
Yıldızlar, sana giden yolu gösterecek,
mehtap, yolumuzu aydınlatacaktı.
Aşkımıza ondan başka kimse şahit olmayacaktı
Öyle sevecektik ki birbirimizi,
Sorgusuz sualsiz girecektik cennete
Kıskanacaktı nurumuzu melekler bile…
Şimdi neden solgunsun böyle birtanem,
Niçin açıp gözlerini ellerimden tutmuyorsun?
Uzat ellerini, al beni de yanına.
Bunca hasret yetmez mi çıkmak için katına,
Yoksa gittin ve unuttun mu beni;
Unuttun mu oralarda?


