Arama Sonuçları Kategori: köşe yazıları

Seks Hataları

12 Mart 2010 at 08:07 Filed in:köşe yazıları No Comments

Sağlıklı bir yaşamın anahtarı olan cinsel hayatınızı mutlu yaşamak için dikkat etmeniz gereken bir çok nokta var.

Yatakta kahvaltı ya da yemek çok romantik gibi görünse de, gerçekler hiç öyle değil! Yatakta ekmek kırıntıları, yemek lekeleri vs gibi ayrıntılar çok itici gelebilir ve ortamın büyüsünü azaltabilir.

Yatakta telefonla saatlerce konuşmak erkekler için oldukça itici. Belirli bir saatten sonra cep telefonunuzun sesini kapatmanız iyi olabilir.

Ateşli bir gece geçirmek istiyorsanız çocuksu pijamalardan uzak durun ve seksi gecelikler giyin.

Yatakta okumak çok zevkli olabilir ancak yanınızda sizi özleyen biri varsa çok iyi bir fikir olmayabilir. Entellüektüel konuşmalar yerine de seksi hareketler daha ilgi çekici olacaktır.

Yatak odasına sinen sigara kokusu sevgilinizin libidosunu azaltabilir. Sevişmek için hoş kokulu ve temiz bir ortam en ideali.

Duygusal hislerinizden uzaklaşmayın.

deneme

13 Eylül 2009 at 12:59 Filed in:Biyografi | Emolar | Kültür Sanat | Müzik | Pratik bilgiler | Programlar | Tanıtımlar | Tv Programları | Uncategorized | aşk | dinimiz | diziler | dış haber | gündem | haber | köşe yazıları | köşe yazılerı | magazin | msn nickleri | oyunlar | romanlar | sinema | siyaset | sohbet | spor | video | yarışma programları | yemek tarifleri | Şiir | şarkı sözleri | şifalı besinler | şifalı bitkiler No Comments

deneme

Ertuğrul ÖZKÖK-İmralı'da hareket var

18 Temmuz 2009 at 09:03 Filed in:köşe yazıları No Comments

AĞUSTOS ayı içinde İmralı’dan herkesi şaşırtacak bir açıklama gelebilir mi?

Bir süredir etrafta dolaşan bir haber dün Vatan Gazetesi’nde Ruşen Çakır tarafından dile getirildi.

Konuşulan konu şu.

Abdullah Öcalan ağustos ayının 15’inde bir plan açıklayacak.
İmralı’daki görüşme günlerine baktım.
Avukatları çarşamba günleri görüşebiliyor.
O da 12 ve 19 Ağustos tarihlerine rastlıyor.
Tahmin ediyorum açıklama da o tarihlerde yapılacak.
4 AŞAMALI BİR YOL HARİTASI
Açıklayacağı çözüm planı 4 bölümden oluşacak.
Öcalan’ın çevresi buna “yol haritası” diyor.
1- Bu sorunu Türkiye neden çözmelidir başlıklı bir giriş.
2- Türkiye Kürtlerle stratejik ittifak yapmalı, sadece Musul-Kerkük Kürtleri değil, Suriye’deki Kürtlerle yani 1920’lerdeki Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alıp da bugün dışarda kalan tüm Kürtlerle demokratik özerklik çerçevesinde ilişki kurulmasını önerecek.
2- Kürt sorununun çözümü için kısa ve orta vadede atılacak adımları gösterecek.
4- Sorunun çözülmesinde en önemli engel olarak görülen dağdakilerin statüsü ve silahsızlanma koşullarını açıklayacak ve en önemlisi silahları bırakmaya hazırız, siz ne yapacaksınız, diye soracak.
Yine çevresinden aldığım bilgiye göre yazımını henüz tamamlamamış.
Ama bunun için epey kitap okumuş.
Avukatlarının anlattığına göre son günlerde daha çok felsefi kitaplar okuyormuş.
Bugüne kadar 1000’e yakın kitap okumuş.
Bunlar arasında Hegel ve Derida gibi düşünürler de varmış.
Sağlık durumu iyiymiş.
Biraz prostat sorunu ve kulaklarında çınlama varmış.
Günde bir saat havalandırmaya çıkma hakkına sahipmiş.
Ancak çıktığı avlu çok darmış. Duvarları çok yüksek olduğu için sadece biraz gökyüzünü görebiliyormuş.
Kaldığı bölmede küçük bir pencere varmış.
Ancak bu pencere de havalandırmaya bakıyormuş.
TÜSİAD’LA GÖRÜŞMEYE ÇOK ÖNEM VERİYORUZ
Dün avukatlarıyla bir süre sohbet ettim.
Avukatlarından biri Dicle, öteki Marmara Üniversitesi’nden mezun.
Öcalan’ın ağustos ayında yapacağı açıklamanın çok önemli etkileri olacağını söylüyorlar.
Ancak bu açıklama öncesinde Türkiye’de kamuoyu yaratmak istiyorlar.
Onun için bazı gazetecilerle, sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle görüşüyorlar.
Bu arada çok önem verdikleri bir randevu talepleri var.
TÜSİAD yetkilileriyle görüşmek istiyorlar.
“TÜSİAD’la görüşmek bizim açımızdan çok önemli” diyorlar.
Ancak bugüne kadar bu taleplerine cevap alamamışlar.
“Açıklayacakları arasında bizi şaşırtacak şeyler olacak mı?” diye sordum.
“Olabilir” dediler.
EZBER BOZACAK BİR ŞEYLER OLACAK MI
Türkler ve Kürtler bu sorunu samimi olarak çözmek istiyorlarsa, her iki taraf da gerçekten “ezberleri bozacak” şeyler söyleyebilmeli diye düşünüyorum.
Tabii her şeyden önce gerçekçi olmayı öğrenmemiz lazım.
Ben Öcalan’ın yapacağı açıklamayı merakla bekliyorum.
Çünkü hálá şuna inanıyorum.
Kürt sorununun çözümünde onun çok önemli bir rolü olabilir.
Türkiye’nin bugüne kadar Öcalan’la gerçekçi bir ilişki kurmaya çalışmamasını tarihi bir yanlışlık olarak görüyorum.
Yıllardır ben dahil hepimizin resmi tezi onu “çetebaşı”, “elebaşı”, “bebek katili” sıfatlarıyla adlandırmak oldu.
Hiç kuşkusuz, PKK cinayetleri iki-üç neslin ona karşı tutumunu derinden etkiledi.
Şimdi önümüzde bu sorunu çözmek için daha uygun bir psikolojik iklim var.
BİR YANDAN HATIRLAYALIM BİR YANDAN DA UNUTALIM
DTP Lideri Ahmet Türk, geçenlerde “unutmaktan” söz etti.
Biliyorum şehitlerin, gazilerin acısını unutmak, unutulmasını istemek insanın içine sindirebileceği bir duygu değil.
Ama “hatırlamak”la “unutmamak” arasında çok önemli bir fark var.
Acıları hatırlayalım, ama bazı şeyleri de unutalım.
Unutalım ki, artık çocuklarımızın dağlarda hayatlarını kaybetmeyeceği, geride acılı anneler, babalar, kardeşler, sevgililer, eşler, çocuklar bırakmayacağı bir ülke yaratalım.
İMRALI’DAKİ ÖCALAN’A BİR ÇAĞRI YAPIYORUM
Ona ulaşabilir mi, bilmiyorum.
Ama buradan Öcalan’a bir çağrı yapmak istiyorum.
Bu güzel ülke hepimizin.
Son 30 yılımız zehir oldu.
Bu sorunun başlamasında elbette devletin hoyrat davranışlarının, muamelesinin etkisi vardı.
Ama Öcalan ve arkadaşlarının silahlı mücadelesi de kan davasını yarattı.
Şimdi en önemli adımı ondan bekliyoruz.
Silahlı PKK’lılar Türkiye’den çekilecek mi?
Silahlar bırakılacak mı?
Bu kararı en kolay verecek insan Öcalan’dır.
Silahı o eline aldıysa, şimdi o bıraktırmalıdır.
Herkes emin olmalı ki, silah susunca mantık, anlayış, insaf, vicdan, çağdaşlık devreye girecektir.
En önemlisi, ben dahil birçok insan, Kürt hakları ve birlikte yaşama duygusu üzerine çok daha cesur tavırlar alacaktır.
O nedenle gözüm, kulağım 15 Ağustos’ta İmralı’dan gelecek açıklamada.
Yine sadece “Demokratik Cumhuriyet” gibi genel, içeriği belirsiz şeyler mi söyleyecek?
Yoksa hem Türklerin hem Kürtlerin ezberini bozacak, cesur sözler mi…

Yonca Tokbaş-Hayat Tam da Budur İşte

17 Temmuz 2009 at 01:41 Filed in:köşe yazıları No Comments

Birşey olur

Ve

Ne olduğunun hiçbir önemi yoktur.

Sizi sadece koparır o andan alır başka bir yere atıverir.

Sesiniz soluğunuz çıkmaz olur.

Veya çok çığlık atarsınız da duyan olmaz.

Umursamaz olursunuz kimin ne diyeceğini,

Alır şapkanızı çıkar gidersiniz o andan.

Nereye gittiğiniz meçhul olan o yere.

Bir sizin bildiğiniz ve çok da eğlendiğiniz o gizli yere.

Çaktırmadan hem de…

Gizlice…

İşte böylesi bir “hayat anı” yaşadığım dünün gecesinde ben

Yaz olduğu için

Eşim seyahatte olduğu için

Özlem olduğu için

Çocuklarım uzakta olduğu için

Kavuşmayı beklemek güzel olduğu için

Müzik yine çok güzel olduğu için

En iyi arkadaşım

Ruh ikizim

Tam da ben gibi bir ruh halinde olduğu için

Telefonda bir ağlayıp bir güldüğümüz

Çocukluğumuzdan gençliğimize,

Gençliğimizden bugünümüze yaşadığımız anıları yad edip çok duygulandığımız için…

Yazacaklarımı yazmama kararı aldığım

Ve ara vermeye karar verip

Kendime kanat takıp uçma hakkı tanıdığım için

Yazmadım…

Bilin.

Hiç de pişman değilim.


Delilik buysa,


Delililerin de, sanal yazarların da en delisi benim!

Hiiiç çekinmeyin siz de arada kendinizi zor durumda bırakın.

Sonunda ölüm yok,

Merak etmeyin.


Yarın Cuma.

Kelebek yazı günüm.

Yazdım yolladım.

Uçaktan indiğim gibi kendimi ele alıp okuma şansı elde edeceğim.

Gazetede.

Gazetenin siyahı beyazı kokusu bulaşacak ellerime. Okurken kendimi kendi köşemde.


Heyecanlıyım.

Yine.

Yine.

Yine.

Ne zaman heyecansızsın ki diyececeksiniz…


Demeyin.

Heyecandan cevap veremeyeceğim işte!

Kanat ATKAYA-Bu afiş bana sigara bıraktırır

16 Temmuz 2009 at 12:48 Filed in:köşe yazıları | köşe yazılerı No Comments

19 Temmuz geldi bile.

Memleketin gerçek gündemi sigara yasağı.

Tiryakiler, kahve/meyhane/restoran/bar işletmecileri için gündem harçlara, pasaport ve ehliyete “haşırt tudı blekbord” tekniğiyle yapılan yüzde 50’lik
zam
değil.

Dumansız Hava Sahası uygulamasıyla birlikte seyredin cümbüşü.

Suç oranlarında artış yaşanacağına kesin gözüyle bakıyorum.

Elinde bir karton sigarayla müdavimi olduğu barı basan ve “Hepsini içmeden çıkmam buradan; öhhü-öhhhü-hü!” diye barmeni rehin alan çıkacaktır.

Sigara yasağıyla gerilip evde arıza yaratan çok olacaktır.

Neyse, olur bunlar.

Sigara içsem de yasağı destekliyorum.

Ayrıca kampanya sürecinde “Kendi kendimi korkutarak sigarayı bırakabileceğimi” de keşfettim.

Nasıl mı?

Dumansız Hava Sahası afişleri sayesinde.

Recep Tayyip Erdoğan, Recep Akdağ, Devlet Bahçeli, Ahmet Türk, Ufuk Uras, Zeki Sezer, Muhsin Yazıcıoğlu’nun fotoğrafları kullanılıyor afişlerde.

Magazin afişleri ayrı.

Siyasi kadro böyle.

Afişlerde havada uçuşan mavi ve gülümseyen surat ifadeli baloncukla beraber politikacıların fotoğrafları bulunmakta.

Poster ve afişe amatörce merak duyan biri olarak 10 üzerinden not vermem gerekse, estetik açıdan 0,01 veririm.

Fakat yarattığı etki bakımından notum yıldızlı 10, hatta 15, 20, 45, 2 milyon bile olabilir!

Biri kapıma gelip “Yasa emrediyor. Sigara içenlerin evlerinin salonlarına Recep Akdağ’ın fotoğrafı olan bu uyarı afişi asacağız” dese cevabım şöyle olur:..

“Bırakıyorum, bıraktım… Ne isterseniz yaparım, yeter ki o afişi evime asmayın. Ergenekon’un 1 numarası olduğumu bile itiraf ederim. Ajdar’ın şarkılarını da ben yazıyorum tamam mı? Asmayın ühü-ühü!”

18 Temmuz Cumartesi tiryakinin son akşamı, meyhanelerde yer kalır mı acaba?

Oktay Ekşi-Ayrımcılık iğrençtir

16 Temmuz 2009 at 02:58 Filed in:köşe yazıları | köşe yazılerı No Comments

AVRUPA’da ikiyüzlülüğün, samimiyetsizliğin yüksek lisans derecesinde öğretildiği bir yerler olmalı.

Aksi halde Avrupa Birliği’nin (AB) dış ilişkilerden sorumlu Yüksek Temsilcisi Javier Solana’nın “gelecek yıldan itibaren Sırbistan vatandaşlarının AB ülkelerine seyahat ederken vize almak zorunda
kalmayacaklarını” söylerken yüzü kızarması gerekirdi.Javier Solana aslında sadece Sırbistan’ın değil, BBC’ye verdiği mülakatta “Sırbistan’ın yanı sıra başka ülkelerin” vatandaşlarının da AB ülkelerine vizesiz seyahat yapma hakkına kavuşacağını söylemiş ama isim vermemiş.Onun vermediği isimleri AB Komisyonu’nun Makedonya ve Karadağ vatandaşlarına da “vizesiz seyahat” hakkı tanınmasını tavsiye eden kararından öğreniyoruz.

Hemen anımsatalım:

Bu ülkelerin üçü de örneğin Türkiye gibi “Tam üyeliğe kabul için AB ile müzakere” aşamasına gelmiş değil.Yani AB karşısındaki statüleri Türkiye’den geride…

Ama AB ülkeleri Türk vatandaşlarından vize isterken onlardan istememeyi “hakseverlik, eşitlik, dürüstlük” gibi kavramlarla bağdaştırabiliyor.

Dahası…

Çok değil 15 sene önce yüz binlerce masumu -Avrupa Birliği ülkelerinin gözünün önünde- katleden Sırbistan gibi bir devletin vatandaşlarından “vize” talep etmemeyi AB içine sindiriyor ama o katliamın mağduru olan Bosnalı Müslümanlarla Kosovalı Arnavutlara bu hakkı çok görüyor.

Bosna-Hersek ve Kosova halkının Müslüman çoğunluklu olmasının bu iğrenç ayrımcılıkta bir rolü olmadığını söyleyebilir misiniz?

Nitekim BBC muhabiri “Bu (haksız) durum (o yörede) yeni düşmanlıklara yol açabilir diye bir endişeniz var mı?” diye sorunca Solana’nın doğruca “evet” veya “hayır” demek yerine lafı saptırdığını ve “Böyle olumlu bir adımdan kötü sonuçlar çıkartmaya çalışmak bana saçma geliyor” dediğini öğreniyoruz.Dedik ya… Bunlar “yüzsüzlük ve samimiyetsizlik” konusunda doktora yapmış olmalılar. Nitekim herkesin aklına gelen ilk soru BBC muhabirinin de aklına gelmiş uzun süre:“Rodovan Karadzic ile onun katliam suçu ortağı Ratko Mladiç yakalanıp Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne teslim edilmedikçe AB kapıları Sırbistan’a açılmaz” diyen AB’nin yetkilisine, “Ratko Mladiç halen yargı önüne çıkartılmamış olduğuna göre bu vize istememe kararını nasıl açıklayacağını” sormuş.Solana’nın yanıtı yine yüzsüzce… “Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi Savcısı Sırbistan’ın mahkemeyle tam bir işbirliği içinde olduğunu söylerse mesele kalmaz” demiş.Öyle ya, savcı “İşbirliği yapıyoruz ama yakalayamıyoruz” der, olay biter.AB yetkililerini ve Solana’yı açıkça “samimiyetsiz ve yüzsüz” diye nitelendirmemizi ağır bulanlar olabilir. Onlara, “Avrupa Birliği Adalet Divanı AB üyelerinin Türk vatandaşlarından vize talep etmeleri hukuka aykırıdır” yolunda -bizim bildiğimiz yani en az- 4 karar verdiği halde bu ülkeler Türklerden hálá vize isterken aynı AB, Sırbistan vatandaşlarından vize istememeye karar verirse, sorumlulara “yüzsüz ve samimiyetsiz”den başka ne diyebileceğimizi soralım.

Günahlarımız

16 Mayıs 2009 at 14:44 Filed in:köşe yazıları No Comments

şindi şöle bı konu ele almak istiyorum..dinimizde gunahı ve sebabı yenıden tartişmalıyız ve bunu anlatmalıyız ilk okuldan liseye kadar..ufacık kitaplar bizim oysa bunlar bizim dinimiz ve coğu kişi nedense bilmediyi yada bilmeyimiz cok şeyler var.adam öldurme asma katli vaçip gibi bizim dinimiz kesinle işgence yap demiyor..eziyet et demiyor .ama malasef ki insanlar ici HZ.ADEMDEN bu yana içindeki öldürme duygusunu bastıramadı kelle kesme vs..HZ.PEYGAMBERİN zamanında esirlere içgence yoktu hatta yiyecekleri paylaşirlardı şindi ise komsunla bile paylaşmıyorsun..yani ALLAH birdir diyoruz ama gerisini bilmiyoruz!!! küfretmeyin etselerde size biri namusana zarar vermeye kalkmadıkca öldürme sonuna kadar sabret..yazıyı söyle sonlandırmak istiyorum (KALBİNDE UAFACIK BİR ACIMA VARSA YAPTIĞIN İŞTEN BİLKİ O GÜNAHTIR.. )

BY  CİN