Arama Sonuçları Kategori: köşe yazılerı

Kürt sorunu

15 Eylül 2009 at 10:56 Filed in:köşe yazılerı No Comments

Eşinin, Çocuğunun Önünde Çırılçıplak Soyulup Hakaret Ve Alay Edilen Bir Erkek Ne Hisseder Hiç Düşündünüz Mü? Ya Babanıza Pislik Yedirildiğini? Bu Anlama Gayretini Uzun Dönem Dışişleri Bakanlığı’nda Ataşelik, 1989-94 Döneminde Bingöl Belediye Başkanlığı Görevinde Bulunmuş Kürt Siyasetçi Selahattin Kaya’yla Göstermeye Çalıştık. Kaya Görev Yaptığı Dönemi “cehennemdi” Diye Niteliyor…

- MGK’dan Kürt meselesi konusundaki çalışmalara destek gelmişken Genelkurmay Başkanı’nın konuya ilişkin açıklamalarını nasıl yorumladınız?
MGK da devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünden bahsediyordu. Genelkurmay’ın açıklaması da aynı yönde. Yani ikisi arasında bir farklılık göremiyorum. Yapılan yine tek millet tanımı. Buradan da hükümetin ve devletin meseleyi henüz tam olarak anlamadığı ortaya çıkıyor. Başlatılan süreci demokratik bir açılım olarak görüyorum. Kürt sorunu burada yan unsurdur. Kürt meselesinin nihai çözümüne ilişkin bir açılım yoktur. Ancak hükümetin bu sorunu çözme konusunda samimi olduğunu söyleyebilirim. Bu meselenin çözümü için tarafların henüz hazır olduğunu düşünmüyorum. Bu sorun uzun uzadıya tartışılmalı ve uydurma bir çözüm değil, şikâyetleri gideren bir çözüm ortaya konmalıdır. Bu çözüm parlamentoya getirilip ilgili yasalar çıkarılmalıdır.
- Sizce Kürt sorunu nasıl bir sorundur?
Bir ulus sorunudur. Bir ulusun özlemlerini, arzularını, geleceğe yönelik hülyalarını, düşüncelerini içeren bir sorundur. Bunları gerçekleştirmek için siyasi ortamın oluşması lazım.
- Bir ulus-devlet içinde başka bir ulus söz konusu olabilir mi?
Avrupa’da büyük uluslar kendi devletlerini kurmuşlardır. Kendi devletini kuramamış uluslar için ortaya çıkan formül Osmanlı’nın millet sistemine benzer bir sistemdir. Demokrasi ve insan hakları ekseninde öngörülen sistem, ulus-devlet içindeki diğer ulusların varlığını tanımak ve haklarını vermektir. Bağımsız bir devlet olarak değil. Kürtler kendi kaderlerini tayin etmeye kalkışırlarsa Ortadoğu kan gölüne döner. Ortaya konacak ara formül, bölgesel yönetimden federasyona kadar uzanır.
- Belediyeleri halk seçiyor, bunun yanında hizmet dili de Kürtçe olsa sorun çözülür mü?
Bölük pörçük çözüm hiçbir zaman çözüm değildir. Bir tek yönetimle muhatap olacak merkez tabiri caizse bu sefer yüzlerce derebeyliğiyle muhatap olmak zorunda kalabilir. Kaldı ki valiler seçimle gelmiyorlar. İngiltere’de valilik sistemi yoktur. Hatta belediyeyi meclis yönetir, başkan merasim için vardır. Amerika’da ise vali seçimle gelir. Türkiye’de son yıllardaki yerel yönetimlere yetki devri, demokrasi yanlısı insanların geliştirmeye çalıştıkları bir tez. Kürtleri inkâr etmek için büyük politikalar geliştirildi. Bunun karşısında 29 isyandan bahsediliyor. Bence son isyan olmasaydı Kürt meselesi daha rahat çözülürdü.
- PKK olmasaydı Kürt sorunu daha rahat çözülürdü diyorsunuz öyle mi?
Şiddete başvurulmuş olmasaydı Kürt meselesini daha rahat konuşuyor olacaktık. PKK’nın Kürt sorununu temsil ettiği yanlış bir tezdir. PKK Kürt meselesinin yasal zeminde savunulmasını 25 sene erteletti. 1975′te Türkiye tarafından imzalanan Helsinki Nihai Senedi Kürt sorunu çerçevesinde önemli yaptırımlar içermektedir. Senet, öncelikli olarak karşılıklı rıza olmadan sınırların değişemeyeceğini söyleyerek Türklerin rızası olmadan bir Kürt devleti kurulmasına kapıları kapatıyor. Ancak her devletin kendi sınırları içindeki ulusal, etnik, dinsel grupların kendilerini siyaseten, kültürel olarak ifade etmesi önündeki bütün engellerin kaldırılmasını istiyor.
- Çözüm federasyon mu?
Federasyon demeyelim yerinden yönetim diyelim. Burada bir bölme yoktur. Bölge kendi içinden başbakan ve bakanlar kurulu çıkarır ancak dış siyaset ve savunma konularında merkeze bağlıdır. Devlet ayrımı olmadığı için merkezi parlamentoya vekil göndermeye devam eder. PKK dünyayı algılayamadı. Çağından o kadar kopuktu ki Helsinki’de dünyanın garantör olduğu Türkiye’nin sınırlarının değişmezliği prensibinden habersiz “Bağımsız Birleşik Kürdistan’ı kuracağım” dedi. Şimdi kendini savunmak için “Ben olmasaydım Kürtler yok olurdu” diyor. Kürt meselesi PKK’yı doğurmuştur. Bunun yanında bazı Türklerin bağnazlığı, uzlaşmazlığı, inadı, militarizmi Kürtlerin bir kısmını şiddete yöneltmiştir.


CiN

cinler ve insanlar

14 Eylül 2009 at 03:59 Filed in:dinimiz | köşe yazılerı No Comments

Kur’anda Cin Süresi var.
Resûl-i Ekrem’e teselli veren süredir.
Peygamberimiz amcasını ve eşini kaybetmiştir.
Derin acılar içindedir.
Mekke kafirleri iyice azmışlar,
Mülümanları ve müslümanlığı eziyorlar.
Efendimiz,Taif’te kötü karşılanmıştır.
Keder ve yeisle dönmektedir.
İşte Cin süresi…
Taifden dönüşünde vahyolunur.
Peygamberimize gelen vahiy,
“Mekke kafirlerine de ki!” diye başlar.
“Onlara, Cinlerin seni dinlediğini söyle!”
Cinler, sabah namazında,
Kur’an okuyan Peygamberimizi dinlediler.
Dinlediler ve iman ettiler.
“Doğruya ve hayra kılavuzlık ediyor”dediler.
“Halbu ki diyorlar…
“Biz sanmıştık ki…”
“Cinler ve İnsanlar…”
“Allah hakkında yalan söylemezler!”
Aldadıldıklarını itiraf ederler.
Kendilerini aldatan;
“Bizim beyinsiz”dedikleri,İblistir.
Sürede, Cinlerin şikayeti var.
Şikayetleri İnsanlardan.
“İnsanlar Cinlere sığındılar.”
“Bu Cinlerin gururlarını okşadı”
“Azgınlıklarını artırdı” diyorlar.
Yani,İnsanlar Cinleri azdırdı.
İnsanlar sebep oldu…
Cinlerin inançları sarsıldı.
Şüpheye düştüler!
Peygamberden ve Allahın varlığından.
Kur’anı dinlediler,inançları tazelendi.
Anladılar ki…
Onlar da İnsanlar gibi;
Kur’ana tabiidirler.
Allaha ortak koşmakatan vazgeçtiler.
Cinler”Biz göğe dokunduk”dediler.
Göğe dokunan Cinler…
Karşılarında titiz ve güçlü bekçiler buldular.
Yıldızlardan akan yıldırımlardan bahsederler.
“Eskiden”diyorlar…
“Hz.Muhammed’in peygamberliğinden önce,”
“Onu dinlemek için;”
“Semanın bazı makakamlarında otururduk.”
“Halbu ki şimdi” diyorlar…
Kim dinlemek istese…
Kim oraya gitmek istese..
Kendilerini can yakıcı yıldırımlar buluyor.
Şimdi aklınıza neler geliyor?
Yıldız savaşları değil mi?
Hani filimlerde gördüğünüz…
Uçan cismi parçalayan işıklar…
Cin süresinde anlatılan gibi…
Kayıp giden ışınlar/alevler!
Yıldızlardan akan yıldırımlar!
İnsanlar,bunu ne zaman hayal edebildi?
Yaklaşık bin üç yüz yetmiş yıl sonra!
Düşünebiliyormusunuz?
Bin üç yüz yetmiş yıl!…
Beklemenin gereği yoktu!
Kur’an-ı Kerimde zaten vardı.
Neyse devam edelim.
Kur’anı dinleyen cinler öğüt verirler.
“Allahı yer yüzünde kimse acze düşüremez.”
“Onu,Ondan kaçmakla da acze düşüremeyiz”
Cinler,Kur’anı dinleyip iman etmişlerdir.
“Rabbine inanlar” diyorlar…
Hakkından korkmaz.
Ne hakkının eksik verilmesinden…
Ne hakkına tecavüzden…
Ey İnsanlar!
Başka kim bu kadar adildir?
Hakınızı yemeyecek…
Ya da hakkınıza tecavüz etmeycek…
Allah’tan başka!
Kime güvenebilirsiniz?
Sürede Cinler anlatmaya devam ediyorlar.
“Allaha teslim olanlar da var”
“Haksızlığa sapanlarda”
“Onlar” diyorlar…
“Cehennemin yakacağı odunlardır.”
Kur’an,yüz çevirenin akıbetini de söyler.
“Şiddeti gittikçe artan azap”
Peygammber ibadete kalkınca…
Cinler etrafında üst üste yığılırlardı.
“Susun Kur’anı dinleyelim” derlerdi.
Bir de bize bakın…
Yaz da neler olduğunu hatırlarsınız.
Hani çocuklar için kamp düzenlenmişti.
Orda Kur’an kursu da vardı.
Çocuklara Kur’an öğretilecekti.
Ortalık kalktı oturdu.
Ne yobazlık kaldı!
Ne mollalık…
Halbu ki Cinler!
Kur’an okunurken“Susun!” diyorlar.
“Susun da dinleyelim”
Cin süresinde…
Allah, Peygamberimize seslenmektedir.
“Onlara tebliğ et ki!”
“Sen onlara zarar veremezsin.”
“Allaha ve Peygamberine”
“Karşı gelenleri Cehenneme atacağım!”
“Orda,ateş içinde”
“Sonsuza kadar kalacaklar!”
“İşte o zaman” diyor yüce Allah…
“Kim daha güçsüz”
“Kim sayıca az bilecekler”
Cin süresi,
“Teselli veren süredir”,demiştik.
Yüce Allah diyor ki…
“Onları cehenneme atacağım”
“O zaman anlayacaklar”
“Kim güçlü,kim güçsüz”
“Kim daha az,kim daha çok”
Böylece Efendimiz…
Karamsarlıktan kurtulur.
Teselli bulur.
Allah yolunda yürür.
Kim bilir?
Belki de Bedirde onlar da vardı.
Bedrin aslanlarına yardım etmişlerdi.
Rahmetli anacığım da bahsederdi.
“Yanımızdan ıraklar”diye.
Okuma yazma bilmeyen anacığım…
Bilinmeyen,görünmeyen varlıklardan bahsederdi.
“Yanımızda ıraklar”diye…
Allahın“görünmez yarattım”dediği…
Cinleri görmek kimin haddine!
Aklıma geldikçe hoşuma da gidiyor.
Yanımızdan ıraklar!
Yanımızdan ıraklar!
Yanımızdan ıraklar!
Aklıma da yattı be dostlar!

CiN

Cinlere dokundum

14 Eylül 2009 at 03:57 Filed in:köşe yazılerı No Comments

dagda kalırdık ufak tastan yapma bir  evimiz vardı..büyük annem ve ben kalırdık o evde elektirik yok,ısıgımız  bir gaz lanbasıydı büyük  annem dini iyi yasardı namazı kacırmazdı asla bende ne yaptını merak ederdim sordum namaz dedi bende yapcam dedim bende yapmak istiyorum dinimi ögretti öel bi oldumuki kendimi daglara vururdum sadece dinimi düşünürdün ve bulutları  izlerdim beni cekerdi kendine bulutlar resmen dalıp giderdim..birgün  gine sabaha dogur yanımda birisi oturuyo büyük annem sandım  gözleri işik gibi parliyodu onun dokundum ona büyük annem deyildi büyük annem yanımda yatıyo diyer yanımda sonra bu nedir dedim  gözlerimi kapattım aklıma geldi bunu daha öncede görmüştüm o dedim gitti sandım bana yine bakıyor büyük anneme dokundum uyanması için uyanıyo o  gözleri parlıyan 3 harfli  baktım duruyo babanem uyandı ve o kayboldu  laz lanbasını  actı ve anllatım..

- ne oldu  oglum

-gözleri parlıyodu siyahtı

-anlat

anllatım hepsini tüm olayı ona ve bana dualar okudu

sabah uyandımda sobayı yakcaktım tasların altında odun parcaları vardı

bir taşı kaldırdım kocaman bir kurba gözleri o  gördüyüm 3 harfli gibi kosarak evden cıktım eve girmedim

NOT:yasananlar gercektir bunu yasayan 13 yasında bir cocuktur.kardesşimizin bunları yasaması bize  garip gellsede aslında sunu unutmamalıyız yanlız deyiliz ve onlardan korkmak yerşne onların bizim içimizde bizle yasadı hep ve zararsız yeterki onları kötülemeyin unutmayın insanlar Cinler ALLAHA kulluk için burdalar..

CİN

cinlerin kacırdıgı adam

14 Eylül 2009 at 03:31 Filed in:köşe yazılerı No Comments

dursun zeki bır cocukdu ılk okulu ıyı bır sekılde bitirdi dursun  yası ilerledikce öfkelenmeye basladı ve dursunun sara hastası oldugu ortaya cıktı..dursunuj n aslından da hayatı bundan sonra başladı.dursun deyısık ruyalar  vs gormeye basladı ve  deli olarak bızım toplumda bu sekılde denır yolda sokakda kendı halınde gezer oldu  aslında dursunun bu durumu daha önce ıssıs bır yer vardır dursun bır ara 1 hafta kayboldu  bır hafta aradılar en son bı  kayada buldular ormanda nasıl orada bır hafta kaldı hasta halıyle dursuna soruldunda  bana baktılar besledıler demıs farklı seyler gordunu sölerdı benı oraya götürdüler derdi dursunu sonradan anladılar cinlerin kacırdını dursun halen bu halıyle yasıyor.. 1 hafta ac o kayada ormanda yasaması ilginç kim bilir anlatamadı nerler var. !

CİN

deneme

13 Eylül 2009 at 12:59 Filed in:Biyografi | Emolar | Kültür Sanat | Müzik | Pratik bilgiler | Programlar | Tanıtımlar | Tv Programları | Uncategorized | aşk | dinimiz | diziler | dış haber | gündem | haber | köşe yazıları | köşe yazılerı | magazin | msn nickleri | oyunlar | romanlar | sinema | siyaset | sohbet | spor | video | yarışma programları | yemek tarifleri | Şiir | şarkı sözleri | şifalı besinler | şifalı bitkiler No Comments

deneme

cinlerin taslaması

13 Eylül 2009 at 05:09 Filed in:dinimiz | köşe yazılerı No Comments

saat gecti arkadaslrla beraber balıga cıktık köyümüz güzeldir  hep beraber 4 kişi ısıklarımızı aldık hersey sen sakrak gidiyo sonra baktım ileriye dogru gittik biraz sonra ısıgımız sönmeye başladı nedense pil bıttı dedık söndürdük biraz ilerde ısık gördük garip işiklar vardı  sonra sanki etrarfta bir sessizlik hakim oldu abimiz sus deyince sustuk içimizi korku sapladı bir göl vardı tam ordaydık göle dogru gittik yavasca suya girdik saklanmak için su  boyumuza gelıcektı nerdeyse sonra kim o dedik bir tas yagmuru basladı ısıklar sag sola gitmeye basladı taslar öle bir geliyoki yanımıza düşüyo ama vurmuyor neden se sonra kücük  kardesım ısıgı yaktı feneri komik ama karsımızda inek vardı ısık söndürdük tekrar tuttuk inek yok bu sefer .. sudan cıktık bu sefer baska yere tutuk işigi bu sefer ınek  baska yerde..besmele cekerek ordan cıktık..

yanlız deyiliz..

CİN

cinler ve garip bir adam

13 Eylül 2009 at 04:41 Filed in:dinimiz | köşe yazılerı No Comments

sorhostum  o gece  yip içip güzel bir eylenmiştim dunaya umrumda deyildi..karanlıktı eve gitmek için bahceden gitmek zorundaydım sarkı sölüyorum dünya benım nası olsa sarhosumya o bakımdan cakmagın ısıgıyla giderim eskilerin dediyi bir sey var orası beni ürkütür aslında sahipli derler cinler var derler gizmli bir yerdir ucurumun kenarıdır tam oraya dogru gidiyorum bir adam  gördum uzun boylu dedim oda sarhos harelde yanına gittim tutum onu gel kardesım kimsin sen burda durma dedim bana git  yoluna dedi sesi cok garipdi  gel kardesım dedım sarhossun gel evine götüreyim dedim git yürü yoluna diyodu sadece baska bır kelıme sölemıydu sonra ne halın varsa gör dedim 10 m gittim aklıma geldi bizim orlarda uzun boylu bir adam yok ve beni herkes tanır adımı bile sölemedi kim bu dedim arkama baktımda yoktu orda kimse kosarak eve geldim kapımız tahtadandır aşap bir ev kapıyı kırdım o hızla eve geldim ve ayııldım o korkuyla..

ALLAH  daha kötüsünden korusun..

CİN

Cinlerle anı

13 Eylül 2009 at 04:19 Filed in:köşe yazılerı No Comments

nerden baslıcamı bilmiyorum  ufaklıktan bu yana asllında var olan birsey onların ne oldunu bılmezdim bile  ufakken hatırlıyoru  kırmızı  gözlü siyah karanölıkda belıren bır sıyah siyahtan bile daha siyah..süreklı olarak görürdüm korkmazdım cunki onların ne oldunu bılmezdim ..ufaktım yasım ılerledikce onların ne oldunu ögrendim bagzen  korkardım onlardan korkmaya baslamıstım aileme actım konuyu.onlar bana ınanmadılar ılk ama sonradan ınandılar uyukende görürdüm uyutmazlardı benı uyanırdım  ama yine görürdüm ALLAH bilirya onları gördüyüm zaman asla korkmazdım aksine görmedım zaman korkardım onlardan  zaman gecınce bıraz daha büyüdüm karanlına bakamadım baktım an dalıpgiderdim..karanlıktan hoslanmazdım  sürekli rahatsız olurdum biriyla  göz göze gelsem örk bir kız onun ıcın farklı seyler düsünürdüm bir erkek baktıgı zaman onu bogmak  hatta öldürmek isterdim .. ezilmeyi asla kabulenmezdim bana göre en güçlü bendim biri bana ufak bir saka yapsa güler gecerdim ama indikam alırdım kavga ettim zamanda hiç birsey hatırlamazdım kendimi kaybederdim..pişman olurdum bunun için ceza evinde yattım cevrem dişlayıncada yine o kabuslar yine o sesler sanki bana gel dediler gittim evlenmek istediler olamazdı böle bişi bundan sonra basladı aslında hersey sürekli kavga eder oldum.dünyada beni anlayan kimse yoktu bu sefer bir hocaya danıstım  cünki doktorlarda yardım edemedi bana hocam bişiler baktı ama  cegre olamadı  cok gecmeden öldü..kimsem yoktu bu sefer üzerlerine  gittim yıkmak istedim bununları knmsmak istedim neydim neden ben neden sinirliyim neden dişlanıyorum  cevremde kimse bakmaz oldu bana aksine korkarlardı benden ..neydim neyim kimim 6 hissim kuvetliyi yanlız kalmakdan dinimi severdim asırı derece dinime düşkündüm..sonra bir hoca saolsun durumumu öğrendi yardım ede bilirim ama bir sartım var dedi sana ayet sorucam bunun bana türkcesini söle didi nasıl dedim  ALLAH yardım eder ben sadece aracı olurum gerı ALLAHIN  dedi hersey ona baglı dedi ayaeti söledi arapca bir terimdi o an dudaklarım dan türkce olarak gülümseyerek tamamdedi ve  sonradan  2 hafta boyunca yanına gittim bir muska yazdı o bana ayet okurken kendimden gecerdim tüvlerim diken diken olurdu içim huzurla dolardı bana ayet verdi hala üzerimde ve asla cıkarmam.. 3 kez düşürdüm ama yoklugu öle bır  baskı yaparki anında bulurum şindik sorsanız nasılsın die eskisinden daha iyiyim arada gelirler ugrayıp giderler dogrusu sölemek gerekirse korkmuyorum sadece sunu biliyorum yanlız deyiliz aslında bizde hata onları bize kötü gösterdiler ve korkuttular asksine onlarda insanlar gibi iyiside var kötüsüde..sadece rahatsız etmeyin onları aşşalamayın  cünki sizi görüyolar..YANLIZ  deyiliz

Rahman ve RAHİM olan ALLAHA emanet olun..

CİN

mhp tarihi

12 Eylül 2009 at 07:59 Filed in:köşe yazılerı No Comments

lham kaynakları Orhun kitabelerine kadar uzanan Türk milliyetçiliği anlayışının modern fikir hareketi hüviyeti kazanması, 19. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiştir. Türk milliyetçiliğinin bir kadro ve fikir partisi yapısına dönüşerek siyasî hayatımızdaki güzide yerini alması ise Milliyetçi Hareket Partisi’nin doğup gelişmesiyle mümkün olmuştur. Başka bir ifadeyle, Türk milletinin hürriyet, bağımsızlık ve gelişme mücadelesiyle iç içe giden milliyetçilik, Ülkücülerin Başbuğ’u Alparslan Türkeş’in liderliğinde teorik ve pratik bir bütünlüğe kavuşmuştur. İşte bu bütünün ürünü Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Böylece Türk milliyetçiliğinin partileşmesi ve dolayısıyla demokratik sisteme siyasî bir organizasyon olarak da katılması Milliyetçi Hareket Partisi’yle birlikte gerçekleşmiştir.

Millet Partisi’nden Cumhuriyet Köylü Millet Partisi’ne (CKMP) kadar gelen parti silsilesi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin “ön tarihini” oluşturmaktadır. Millet Partisi, 1948 yılında Mareşal Fevzi Çakmak ve Osman Bölükbaşı önderliğinde bir grup milliyetçi-muhafazakâr siyasî elit tarafından kurulmuştur. Millet Partisi, iki siyasî seçeneğe sıkıştırılmış millete üçüncü bir seçenek sunmak istemiş, fakat ideolojik örgüsünü ve teşkilatlanmasını tamamlayamadığından milliyetçi parti olma vasfını tam olarak kazanamamıştır. 1950 genel seçimlerinde % 3.1 oy alarak sadece Osman Bölükbaşı milletvekili seçilebilmiştir.

Demokrat Parti iktidarının, aşırı solda yaptığı tevkife bir denge olması ve kendi siyasî geleceğini garantilemek maksadıyla Millet Partisi’ni 1954 yılında resmen kapattırmasının ardından, bu partinin eski kurucuları kısa bir süre sonra Osman Bölükbaşı’nın genel başkanlığında aynı yıl Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni kurmuşlardır. 1958 yılında Türkiye Köylü Partisi’nin iltihakı üzerine Cumhuriyetçi Millet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi adıyla siyasî hayatını sürdürmeye devam etmiştir.

CKMP, 1961 genel seçimlerinde % 14 oy alarak CHP ve AP’den sonra üçüncü parti olmuştur. 1962′de CKMP’nin ikiye bölünmesiyle Osman Bölükbaşı bu partiden ayrılarak Millet Partisi’ni ikinci defa kurmuştur. 1965 genel seçimlerinde ise aynı başarıyı yakalayamamış, ancak % 2.2 oy alabilmiştir.

Milliyetçi dünya görüşünü benimsemiş siyasetçiler, Alparslan Türkeş’in siyaset sahnesine çıktığı tarihe kadar aktif partileşme sürecini başarıyla tamamlayamamışlardır. Milliyetçiler çeşitli siyasî partiler içinde, sivil toplum kuruluşları etrafında ve ayrıca entelektüel çalışmalar çerçevesinde faaliyette bulunmuşlardır. 1963′te Hindistan sürgününden dönen Alparslan Türkeş, Türk siyasî hayatının liberal-muhafazakâr popülizm ile materyalist-komünist jakobenizme boğulduğunu gördükten sonra, milleti bu çıkmaz sokaktan kurtarmak için siyasete atılmayı bir mecburiyet telakki etmiştir.

Bu maksatla 22-23 Şubat 1964′te yapılan CKMP Kongresi’nde başta Dündar Taşer olmak üzere diğer arkadaşlarıyla birlikte bu partiye katılmış ve kısa süre içinde partide etkin bir konuma gelerek 1965′te yapılan CKMP Büyük Kongresi’nde Genel Başkan seçilmiştir. Yeni Genel Başkanıyla birlikte CKMP’nin 1965′ten sonraki çalışmaları, bir program ve teşkilat inşa etme ve benimsetme çabalarına odaklanmıştır. 1970′li yıllar ise yeni bir ad ve imajla birlikte kendini bütün milliyetçi camiaya kabul ettirme ve kitleselleşme sürecini ifade edecektir.

24-25 Kasım 1967 tarihindeki CKMP Kongresinde “9 Işık” olarak tanımlanan yeni doktrin, parti teşkilatına ayrıntılı olarak tanıtılmış ve parti programının çerçevesini belirlemiştir .

CKMP’den MHP’ye Geçiş

CKMP’nin 8-9 Şubat 1969 Olağanüstü Büyük Kongresi’nde delegelerin büyük desteğini alan “Milliyetçi Hareket Partisi” adı kabul edilmiştir. Büyük Kongreden sonra toplanan ilk genel idare kurulunda partinin amblemi “Üç Hilâl” olarak kararlaştırılmış ve aynı toplantıda MHP Gençlik Kolları için de “Hilâl içinde Kurt” amblemi benimsenmiştir.

1969 genel seçimlerine Başbuğ Alparslan Türkeş liderliğinde yeni adı, yeni amblemi ve yeni ideolojisiyle katılan MHP, % 3 oy almış ve Alparslan Türkeş ilk kez milletvekili seçilmiştir.

MHP, 14 Ekim 1973′teki genel seçimlerde oy oranını %3.4′e çıkararak 3 milletvekili çıkarmıştır. CHP ve MSP’nin kısa süren koalisyonunun ardından 213 gün süren hükümet krizinden sonra 31 Mart 1975′te Süleyman Demirel Başbakanlığında MHP’nin içinde iki bakanlıkla yer aldığı yeni bir koalisyon hükümeti kurulmuştur. Bu koalisyon hükümetinde başbakan yardımcılığı ve iki devlet bakanlığı ile temsil edilmiştir. MHP’nin fikri kararlılığı ve sistemli teşkilatçılığı, Adalet Partisi ve diğer sağ partiler dışında MHP’yi önemli bir siyasî güç haline getirmiştir.

5 Haziran 1977 milletvekili seçimlerinde MHP % 6.4 oy alarak 16 milletvekili çıkarmış ve ülke genelindeki oy oranlarına göre 4. parti olmuştur. MHP, 21 Temmuz 1977′de yine S. Demirel Başbakanlığında kurulan koalisyon hükümetinde 5 Bakanlıkla yer almıştır.

12 Eylül 1980 askerî müdahalesiyle demokratik süreç kesintiye uğramış ve bütün siyasî teşekküllerin faaliyette bulunması uzun bir süre engellenmiştir. Siyasî bir teşekkül olarak MHP’nin varlığına son verilmek istenmiş ve Ülkücü kuruluşların dağılması için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Kurulduğu andan itibaren Türk devletinin ve milletinin çıkarları doğrultusunda faaliyette bulunmayı temel ilke edinmiş olan MHP, diğer partilere kıyasla daha fazla mağdur edilmiş ve büyük zorluklarla karşılaşmıştır.

MHP, 1970′li yıllar boyunca ülkemizde millî devlet, millî kültür, toplumsal dayanışma gibi kavram ve değerlerin öneminin kavranması ve toplumun bütününe mâl olması yönünde çok hayatî bir görevi yerine getirmiş, iktidarda bulunduğu dönemlerde de dürüst ve başarılı yönetim örnekleri sergilemiştir. Ayrıca, Türk gençliğinin bölücü-yıkıcı örgütler ve faaliyetlerin etkisi altında kalmaması, vatansever ve idealist duyarlılıklarla yetişmesi için “siyasî okul” işlevi görmüştür .

MHP’nin Yeniden Dirilişi

Milliyetçi Hareket’in 12 Eylül 1980 müdahalesinin etkilerini atlatarak yeniden partileşme süreci 7 Temmuz 1983′te Muhafazakâr Parti’nin kurulmasıyla başlamıştır. Ne var ki Muhafazakâr Parti, 6 Kasım 1983′te yapılan seçimlere Milli Güvenlik Konseyi’nin engellemeleri yüzünden katılamamıştır.

30 Kasım 1985′te Muhafazakâr Parti’nin Birinci Kongresi yapılmış ve Parti’nin adı değiştirilerek “Milliyetçi Çalışma Partisi” olmuştur. Parti amblemi de değişmiş kırmızı zemin üzerinde beyaz bir hilâl ve etrafında “9 Işık”ı temsilen 9 yıldızdan oluşan amblem kabul edilmiştir. Kongrede tek aday olan Ali Koç genel başkan seçilmiştir.

19 Nisan 1987′te Olağanüstü Kongre yapılarak Genel Başkanlığa Abdülkerim Doğru seçilmiş ve Devlet Bahçeli Genel Sekreter olmuştur.

6 Eylül 1987 tarihinde 12 Eylül Askeri yönetiminin getirdiği yasaklar son bulmuş ve 4 Ekim 1987′de düzenlen ikinci Olağanüstü Kongre’de Alpaslan Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanı seçilmiştir.

27 Kasım 1988′de yapılan MÇP Olağanüstü Kongresi’nde Alparslan Türkeş yeniden Genel Başkanlığa seçilmiş, Devlet Bahçeli ise ikinci kez Genel Sekreterliğe getirilmiştir. Ayrıca bu kongrede yeni parti programı kabul edilmiştir.

MÇP, çok zor şartlar altında girdiği 29 Kasım 1987 genel seçimlerinde %2.9 oy oranına ulaşmıştır. 26 Mart 1989′teki mahalli seçimlerde ise oy oranı biraz daha artarak % 4.2′ye ulaşmıştır. Özellikle Orta Anadolu’da MÇP, MHP’nin 1980 öncesi oy oranlarına yaklaşmış, MHP’nin siyasî coğrafyasında yeniden doğmuştur.

20 Ekim 1991 genel seçimlerinde RP ve IDP ile ittifak yapılmış ve bu ittifak % 16.9 oy almıştır. Seçimden kısa bir süre sonra ittifak dağılmış ve Alparslan Türkeş ile birlikte 18 milletvekili 29 Aralık 1991′de MÇP 3. Olağan Kongresinde MÇP’ye katılmış ve Alparslan Türkeş Genel Başkan olmuştur.

MÇP’den MHP’ye geçiş ise, ancak 1992 yılı sonunda başlayan gelişmelerle birlikte mümkün hale gelmiştir. 27 Aralık 1992 günü toplanan MHP’nin son (1980 öncesi) kurultay delegeleri, partinin feshine, isminin ve ambleminin de MÇP tarafından kullanılabileceğine karar vermiştir.

Bu gelişme üzerine, 24 Ocak 1993 günü toplanan MÇP 4. Olağanüstü Kongresi, MÇP’nin isminin MHP olarak değiştirilmesi ve amblem olarak da Üç Hilâl’in kullanılmasını kararlaştırmıştır. Böylece “MHP’nin ikinci doğuşu” gerçekleşmiştir.

20 Aralık 1995 genel seçimlerinde % 8.2 oy alan MHP, % 10′luk seçim barajını aşamadığı için milletvekili çıkaramamıştır.

4 Nisan 1997′de Ülkücülerin Başbuğu ve Türk dünyasının hamisi Alparslan Türkeş Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Yeni Yüzyılda Yeni Ufuklara

Alparslan Türkeş’in vefatından sonra 18 Mayıs 1997′de yapılan Olağanüstü Kongre’de sonuç alınamadığı için 6 Temmuz 1997′de ikinci Olağanüstü Kongre toplanmıştır. Bu Kongre’de Devlet Bahçeli, delegelerin büyük bir çoğunluğunun desteğini alarak Alparslan Türkeş’ten sonra MHP’nin ikinci Genel Başkanı olmuştur. Geçiş süreci, 13 Kasım 1997′de yapılan olağan kongre ile tamamlanmış; Devlet Bahçeli yeniden MHP’nin genel başkanı seçilmiştir.

MHP, 18 Nisan 1999 milletvekili seçimlerinde %18 oy alarak tarihinin en büyük başarısını elde etmiştir. Demokrasi tarihimizin en kritik seçimlerinden biri olan bu seçimlerde Türk milleti MHP’ye büyük bir teveccüh göstermiş ve MHP Türkiye’nin her bölgesinden, her köşesinden oy alıp milletvekili çıkaran en yaygın parti olmuştur.

Seçimlerden güçlü çıkan bir siyasî partinin iktidarın dışında düşünülmesinin her şeyden önce milletin tercihine saygısızlıkla aynı anlama geleceği kabul edilmiştir. MHP, bunun için iktidara gelmek konusunda tamamen milletin yolunu takip etmiş ve onun isteğini dikkate alarak DSP ve ANAP ile koalisyon kurarak zor şartlar altında iktidar sorumluluğunu paylaşmayı tercih etmiştir. MHP 12 Bakanlık alarak ikinci büyük koalisyon ortağı olmuş ve Türkiye’nin geleceğinin şekillendiği bir dönemde millî hassasiyetlerin iktidarda temsilini mümkün kılmıştır.

İktidara geldikten sonra 5 Kasım 2000 tarihinde 6. Olağan Büyük Kongresi yapılmış ve bu kongre hem organizasyonuyla, hem de mesajlarıyla Türk siyasî hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Kongre’de belli başlı kritik sorunlar ele alınmış ve yeni ufuklara uzanmanın önemi ve gerekliliği vurgulanarak Türk milletinin geleceği adına “yeni yüzyılla sözleşme” yapılmıştır.

MHP’nin bu iddiası, ülkemizin ve dünyanın geldiği bugünkü noktanın çok yönlü bir muhasebesini yaparak, milletimizin ilgisini yeni çağın dinamiklerine ve insanlığın ortak geleceğine yöneltme düşünce ve çabasını yansıtmaktadır. Ayrıca bu görüşler doğrultusunda yenilenen parti programı ve parti tüzüğü oybirliğiyle kabul edilmiştir. Aynı Kongre’de Devlet Bahçeli delegelerin oylarının tamamını alarak Genel Başkan seçilmiştir.

CiN

Sigaranın zararları

12 Eylül 2009 at 07:11 Filed in:köşe yazılerı No Comments

  • Ağız kokusu yapar yapar, diş ve diş eti hastalıklarına yol açar.
  • Dudak, yanak ve gırtlak kanserine neden olur. Hatta sigarayı yakmadan dudağında taşıyan yada tütün çiğneyenlerde de ağız için kanserleri görülür.
  • Dilde, tat alma duyusunda bozulmalar olur.
  • Beyin hücrelerinin ölümüne yol açar. Öğrenme bozuklukları, hafıza zayıflığı ve erken bunama görülür.
  • Göz merceğinin saydamlığının azalmasına yani katarakta sebep olur.
  • Cildin yapısının bozulmasına neden olur. Leke ve kırışıklık oluşur. Selülitlere sebep olur.
  • Burunda koku alma duyusu azalır.
  • Sinüzit, farenjit, bademcik ve orta kulak iltihabı gibi üst solunum yolu hastalıklarına yol açar.
  • Damar sertliğini hızlandırır. Beyin ve kalpte damar tıkanıklığına neden olur. Kalp krizi ve tansiyon yükselmesi görülür.
  • Erkeklerde iktidarsızlığın başlıca sebeplerindendir. Ayrıca mesane kanserinin önemli nedenlerindendir.
  • Akciğerlerde çeşitli hasarlara, astım ve kronik bronşit gibi hastalıklara neden olur. Bronşlarda ve akciğerlerde birçok çeşit kanserin oluşmasına neden olur.
  • Gastrit, ülser ve reflü hastalığına sebep olur. Mide ve yemek borusu kanserine yol açar.
  • Gebelikte tüketilen sigara düşük doğumlara ve bebekte gelişme geriliğine neden olur.
  • Erken menopoz ve rahim kanserinin sebebidir.
  • Parmaklarda sararmaya ve tırnaklarda zayıflamaya yol açar.
  • Kemik erimesine neden olur.
  • Burger hastalığına sebep olur. Bu haslatık, el ve ayaklardan başlayarak tıkanıklığa yol açar ve uzuvların kesilmesi gerekir.
  • Vücutta yorgunluk, uykusuzluk hali, stres, gerilim, performansta düşme ve reflekslerde azalma görülür.
  • Pankreas kanseri riski artar.
  • Hastalık, yara ve ameliyat tedavileri uzun sürer.
  • Kullanılan ilaçları etkisizleştirebilir.
  • Bütçenize yük olur, çevre kirliliğine yol açar, yangınların en önemli sebeplerindendir.
  • Çocuklarınız kanseri önleyen genlerden yoksun hayata gelir.
  • Hamilelerde %10-15 eksik kiloda doğuma ve bebek zeka eksikliğiyle doğar.
  • Çevrenizdekileri de bu zararları verirsiniz. Çocuğunuzun sigaraya başlama oranı daha fazladır


CiN